Ara
  • Donat

Diyalog

Odanın duvarına yansıyan ışıklara karışan hayallerim, zilin ısrarlıca çalmasından dolayı dağılarak yok oldu. Hayallerimin arasından kendine gelen gözlerimi, nispeten kirli olan duvara dalmış halde buldum. Kafamı hızlıca sağa sola sallayıp bina kapısının düğmesine bastıktan sonra evin kapısını açık bırakarak koltuğuma geri döndüm. Sönmekte olan sigaramı derince içime çektikten sonra sertçe kül tablasına bastırdım. Günün yorgunluğunu kaşlarının çöküklüğünden anladığım arkadaşım, kapıyı eliyle iteklerken kapının kapanmasını beklemeden içeriye girip karşımdaki koltuğa kuruldu. Telefonunu cebinden çıkarıp kurcalarken: “Nasılsın?” diye sordu. Sakince: “Bilmiyorum.” diyerek cevap verdim.


“Geçen günden dolayı mı?” dedikten sonra cevabımı beklemeden devam etti: “Böyle bir olayı yaşamak isteyip istemediğimden emin değilim. İnsan ne yapacağını şaşırıyor! O an sevgim mi yoksa nefretim mi daha üstün gelir düşünemiyorum. Ne diyeceğimi zaten hiç bilmiyorum. O an aklımdan kötü anlar mı geçer veyahut aklıma yaşayamadığımız, kaçırdığımız onca zaman mı gelir bilemiyorum. Sanırım kaçardım ben.” dedi ve ayaklarını masaya uzatırken ses tonundaki endişeyi hissettim. “Ya sen kaçarken sana seslense hatta seni durdurmak için arkandan tutsa? O zaman ne yapacaksın, o an hissettiklerinin önemi yok mu? O anda, o kısacık zaman diliminde, bu kadar kararlı davranabilir miydin? Aksine kısacık saniyelere kendini teslim mi ederdin? Hem de ondan sonrasında ne yaşanacağını bilmezken, belki de o an en son ‘an’ ise?” dedim.


Kesin bir kararlılıkla: “Önemi yok, kaçamasam da sinirimi -ki bence sinirli değilim- hiç değilse kırgınlığımı gösterirdim, belli ederdim. Kendimi tanıyorum, yaşanamamış onca ana takılı kalırken sonrasında yaşayacaklarımın tadını çıkaramam. Bir süre sonra da bunu unutsam bile içimde bilmediğim bir öfkeye dönüşecek bu duygu, mutluluğuma hatta mutluluğumuza gölge düşürür.” dedi ve heyecanla lafın arasına girip: “Ama sadece o anın olduğunu düşün, sahip olduğun tek şey.” dememle lafımı kesip: “Tamam, kaçmadım diyelim fakat normal de olamam, sanmıyorum.” dedi.


“Normal olma, o an hissettiğini yaşama demiyorum ki sana.” dedikten sonra derin bir sessizlik oluştu. “Yani senin o an sinirli veya senin deyiminle kırgın olduğunu varsayalım. O an ne düşüneceğini bilemezsin, bak sadece ‘o an’ diyorum. Anlık bir şey, düşünmeye zamanın yok. Bence sen hep sonrasının olduğunu düşünüyorsun, sonrasında kırgınlığının görülmeyeceğini, fark edilmeyeceğini hatta kırgınlığının üstü kapanacak diye korkuyorsun veyahut sen bir çözüm arayışındasın. Kırgınlığının bitmesini belki de her şeyi çözüp, devam etmeyi istiyorsun. Senin bir sebebe ve affetmeye ihtiyacın var.” dedim. Bir tane sigara ona uzattım, sigarasını yakarken: “Sen ne hissettin?” diye sordu.


“Bilmiyorum, sanırım sadece özlemişim. O an hiçbir şey düşünmemiş bile olabilirim, o an ne yaptıysam içimden gelenlerdi. Sinirli, öfkeli veya üzgün değilim veya nefret de etmiyorum. O an sadece çok heyecanlandım ve ‘Nasılsın’ demek geldi içimden. Hiçbir şey olmamış gibi. Gerçekten, öylesine bir soru da değildi. Nasıl olduğunu merak ettim. Ki sinirlensem, öfkelensem ne olacaktı? Kaçsam veya görmemezlikten gelsem ne olacaktı? Ben gördüm yani kendimi de kandıramam. O an yaşanmışlıkların veya kırgınlıkların bir önemi yoktu çünkü çözümü de yoktu. Sonrası da umurumda değildi. O an sadece o andı. Evet, kırgınım ve bu kırgınlığım o an bitmeyecekti ki belli etsem çözülecek miydi? Her şeyden önce benim hevesim kırılmıştı. O an her şeyi unuttum ve içimden nasıl geldiyse öyle yaptım, o anı yaşadım. Bunun için çaba da sarf etmedim, cidden öyle hissetmedim. Bilmiyorum, özlemek bu sanırım ya da unutmak.” deyip ben de ayaklarımı uzatıp kafamı geriye doğru yasladım.


“Sen içinde bir kini büyütemiyorsun. Ya da duyguların her şeyinin önüne geçiyor, anlayamıyorum. Bunun için demiyorum yanlış anlama, genel olarak. Ya bundan dolayı pişman olursan?” diye sorduktan sonra kalkıp bir bardak su aldı. Sonrasında mutfaktan seslendi: “Çay içer misin?” cevabımın pek önemi yoktu. “Hevesin kırılması da apayrı bir nokta…” gibi bir söz söyledi kısık bir ses tonuyla. Sessizlikte demliğe su koyuşunu dinledim. Sonrasında tekrar yerine kurulup cevabımı bekledi. “Hiçbir şey yapmayıp sonrasında ah vah edeceğime, yapmadığım bir şey için pişman olacağıma yapıp sonrasında pişman olurum. En azından bir ‘şey’ yapmış olurum. Daha mantıklı geliyor, ayrıca gerçekten umurumda değil. Bana yaptığı en büyük iyilik sanırım. Neyse.”


Çay olana kadar ikimizde telefonlarımızı kurcaladık. Çaylar olunca önüme doğru sıcacık bardağı uzatırken: “Bugün işlerimin arasında dışarıya doğru, rahatsız edici öğlen güneşine rağmen, daldığımı fark ettim. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayale kapılıp gitmişim. Hayalini kurarken bile gözlerim çatıktı, hissettim. Gerçekleşmeyecek kadar güzel bir hayalin içinde neden çatık kaşla dolaşır ki insan! Gerçekleştirecek umudumun olmamasından mı, yoksa gerçekleşemeyecek kadar imkansız olmasından mı bilemiyorum. Sadece inancım yoktu sanırım ve hayal içinde bari her şey doğru olsun istedim. Kendi hayalimin içinde rahat edemedim! Çatık kaşlarım hayalin koruyucusu, dağılmasını engelleyen bir unsur gibi etrafta dolaşıyordu.” deyip bir kahkaha patlatıverdi. Kahkahasına bir gülümsemeyle karşılık verdim:


“Bizim sorunumuz bu sanırım, hayalin ne olduğunun bir önemi yok. Küçük bir hayalimiz yok. Küçüklüğünden kastım sadece hayalin basit olması değil basit de olsa gerçekleşmesinin çok ama çok zor olması. Hiç kıçımın üzerinde bir hayalim olmadı, hep bulutların üzerindeydim. Bazen gerçekleşmesi çok basit bir hayali bile ne yapıp edip gerçekleşmeyecek hale getiriyorum. Bu durum yaşantımıza da yansıyor!” deyip derin bir nefes verdikten sonra çayın yanında iyi gideceğini düşünüp bir sigara yaktım. “Memnuniyetsiz oluyoruz bu nedenle mi demek istiyorsun?” diye karşılık verdi.


“Hem evet hem hayır. Demek istediğim; istediğim herhangi bir şey oldu diyelim, çayı getirdin ve çok güzel. Seninle bir alakası olmaksızın, içine karanfil de mi atsaydık diye düşünüyorum. Ne yapıyorsak veya ne yapılıyorsa en iyisi olsun istiyorum.” deyince gülümseyerek çayı içme dercesine bir bakış attı. “Hayır, seninle alakasız diyorum. Mesela, ben çekmecedeki karanfilin yerini söyleseydim çayı daha güzel hale getirmiş olurduk. Sonuçta çekmecede karanfil olup olmadığını bilemezsin. Evet, memnuniyetsizim çay gelmiş ve laf ediyorum; hayır memnuniyetsiz değilim zira birlikte çayı daha güzel hale getirebilirdik. Bunu birçok durum ve olay için düşünmeye başlıyorum, sanki yaptığımız her şeyi daha güzel bir hale getirebiliriz. Ama bu bir yerde de çok zorlaşıyor. Bilemiyorum” deyip kafamın içindeki diğer örneklerle baş başa kaldım. “Söylemediğin için pişman mı oldun?” dedikten sonra gülmeye başladı.


“Hayır, yanlış taraftasın. Bu yapmadığım bir şey için pişman olmak değil; aksine bu yapsaydım da yapmasaydım da güzel olacak bir şeydi. Şu an yapmadım diye kötü çay içmiyoruz. Karanfili katsaydık daha güzel olurdu. Mesela ileride öğretmen olmak isteyebilirsin ve öğretmen olabilirsin. Benim kastım şu; senin hayalin dünyadaki en zeki çocukların öğretmeni olup onları en iyi şekilde eğitmek olabilir. En zeki çocuklara sahip olamayabilirsin veyahut en zeki çocuklar olmasa da onlara vereceğin eğitimde kısıtlara hep takılacaksın. Sonuç olarak onlara uzayı anlatırken ben onları aynı zamanda uzaya çıkarmak istiyorum. Yani her zaman bir sınırın olacak ve bunları çoğu zaman aşamayacaksın. Hayallerimizin de bu şekilde olduğunu söylüyorum. Öğretmen olmanın senin hayalin olduğunu düşün. Hiçbir zaman uzayda çocuklara uzayı anlatamayacaksın. Yaşantımızı da bu noktada etkiliyor işte, daha fazlasını memnuniyetsizliğinden değil de imkanın olmadığından gerçekleştiremiyorsun ve bu noktada mutsuz olabiliyorsun.” anlatmak istediğimi doğru anlatmak isterken tamamen yanlış anlaşılmasın diye çabalarken zorlandığımı fark ettim. Karşımdaki tüm noktaları birleştiriyormuşçasına söylediklerimi tarttıktan sonra:


“Yani geçen gün aslında bu hayallerimizin yaşantımızı etkilemesinin bir örneğiydi. Düşünüyorum, sen aslında gerçekleşmesini istediğin durumun gerçekleşmeyeceğini bildiğin için o anı yaşadın. Yani o ‘hayale’ diyelim, ulaşamayacaksın ve bu da seni o anı bir hayal gibi olduğunca yaşamaya teşvik etti. Lakin ben hayalde gözlerimi çatarken, sen dalıp gitmeyi tercih ettin. Ve uyanır uyanmaz unuttuğun birçok güzel düş gibi unuttun gittin. Bununla birlikte unutsan da az önce güzel bir rüya gördüğünün farkındasın. O zaman bu da umursamazlığa yol açıyor. Açıkçası bu bana iyi bir şey gibi gelmedi.” derken gözlerindeki düşünceli bakışı görebiliyordum.


Düşüncelerindeki beni bataklıktan çekme isteğini anladığım an gülerek sözü devraldım: “Hayır hayır, aksine bu beni daha inatçı bir insan yaptı. Hayalim için hep sonuna kadar çabalayacağım. Ben o uzaya çıkıp orada ders anlatmak için elimden geleni yapacağım, biliyorum ulaşamayacağım lakin ne kadar yaklaşırsam o kadar mutlu olacağım.” konuşurken düşüncelerim de gözlerimde daha netleşir oldu: “Eğer elimden geleni yapmazsam, pişman olurum. Şu an bana umursamama durumu daha çok vazgeçmenin evrimleşmesi gibi geliyor. Evet, farkındayım fakat elimden gelen her şeyi yaptıktan sonra olmayınca vazgeçiyorum bu da heves kırıklığına dolayısıyla umursamazlığa yol açıyor. Bu da mutsuz olmamıza mı sebep oluyor, yani gerçekleşmeyeceğini anlayınca vazgeçmek?” diyerek kafamdaki düşüncelere arkadaşımı da katmış oldum.


“Galiba hem haklısın hem de haksız. Haklısın, hayallerimizin karmaşıklaşması yaşamımızı da karmaşıklaştırıp mutsuz hale getirebiliyor. Haksızsın, hayallerimizin karmaşıklaşması ve haliyle yaşamımızın karmaşıklaşması bizi daha güçlü hale getirerek potansiyelimizi daha çok ortaya çıkarmamızı sağlayabiliyor. Daha çok çabalıyoruz, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bu durumda hangisinin daha ağır bastığı önemli olacak. Hem hayalimizi gerçekleştirmek hem mutlu olmak hem de yaşantımızı olumlu etkilemek, vazgeçmekten ziyade, olayların imkansızlaştığı noktada kendimizi nasıl evrimleştirip gerçek kılacağımıza bağlı olacak.” cümlesini bitirirken verdiği derin nefes adeta bir nokta niteliğindeydi. Benim ise kafam cümlelerin içinde daha fazla karışmış ve odadaki sigara dumanından bunalmış haldeydi. Kafamı bir anlığına toparlayıp:


“Sanırım. Dışarı çıkıp biraz temiz bir hava alalım mı?”


41 görüntüleme
  • mfdonat
  • mfdonat
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Google+ Simge

donattan.com

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now